Herşey, geçişi nasıl tasavvur ettiğimize bağlıdır…
Sevgilinin son Rondo’ sunu yememeliydin be Tosunum!
Yemen’de terör ve sonrası (Deniz Ülke Arıboğan)
Arap Yarımadası’ nın Afrika kıtası ile neredeyse kucaklaştığı bir noktada yer alan Yemen, Arap Baharı’ nın ilk çiçek açtığı ülkelerden… Lakin erken açan tüm çiçekler gibi, aynı akibete uğradığı ve sert bir bahar fırtınasına tutulduğu görülüyor. Ülkede durum iyiye gitmek şöyle dursun, sokaklarda şiddet kol geziyor. Gerçekten de Yemen, 33 yıl hüküm süren Ali Abdullah Salih’ in ardından göreve gelen eski yardımcısı Abdurrabu Mansur Hadiliderliğinde oldukça zor bir sürece girmiş durumda. Oysa yakın zamana kadar, Yemen’ de “demokrasinin yerleşmesi” ve işlerin yoluna girmesini bekleyenler çok umutluydular. ![]()
Yeni lider hem ABD’ nin, hem Körfez ülkelerinin; hem de halkın desteğini almıştı. Sokaklara dökülen halk, yılların diktasının yıkılmasının ardından daha “özgür” bir toplum öngörüyordu. Ancak maalesef şiddet henüz seçim sandıkları kurulu iken başladı. Kuzeydeki şii mezhebine mensup Hutilerile güney bölgesinin bağımsızlığını savunan partiler seçimleri boykot ediyorlardı. Seçim günü geldiğinde yine ortalık karışıktı. Seçim bürolarına saldırılar yapıldı, sandık görevlisi 8 asker öldürüldü. Yine de seçmenin %60’ ı seçim sandığına gitmişti.
Sandık, sorunları ortadan kaldırmıyordu. %99 oy oranı ile 2 yıllık bir süre için seçilen Hadi Mansur, göreve geldiği andan itibaren yoğun bir şiddet dalgası ile karşılaştı. Esas gündemi anayasa değişikliği, çok partili seçimler olmasına rağmen; patlayan bombalar eşliğinde oturduğu koltuğundan ilk mesajı: ”El Kaide’ ye karşı vereceği savaşı şiddetlendirmek” oldu.
Ülkede giderek yükselen gerginlik ve şiddet en son intihar saldırısı ile zirve noktasına çıktı. Yaklaşık 100 kişinin hayatını kaybettiği ve 300’ den fazla insanın yaralandığı terör eyleminin ardından Yemen’ in geleceğine yönelik umutlar, kötümser senaryolara dönüşmeye başladı. El Kaide’ nin dahil olduğu her denklem, “demokrasi” ya da “özgürlük” yerine; güvenlik parantezine alınıyordu. Üstelik Yemen’ in tek sorunu, terör de sayılmaz…
Yemen’ in durumu karışık…
“Siyasal ve toplumsal çürüme” nin yanısıra, ekonomik sorunlar da had safhada…
10 yıldan daha uzun bir ömrü kalmadığı düşünülen petrol kaynakları ve finansal sorunlar, su ve gıda kıtlığı, yükselen işsizlik, kuzeydeki Şii isyanı, güneydeki ayrılıkçı hareket, kabile düzeninin yarattığı sosyal gelişme problemleri ve azgelişmişlik gibi daha temel sorunlar vardı. Terör ise sadece bu sorunların görünür yüzüydü. Bugün gelinen noktada Yemen ile El Kaide terörü özdeşleşmiş durumda. Zira El Kaide’ nin 1990’ lı yıllardan beri var olduğu ve palazlandığı coğrafya burası. 
Yemen, istikrarsız bırakılamayacak kadar önemli bir ülke…
İstikrarsızlık, deniz taşımacılığı, petrol nakilleri gibi ulaşım açısından Süveyş Kanalı’ nın kullanılamaz hale gelmesi anlamını taşır. Yakın zamanda Yemen’ de uluslararası değişim beklenebilir.
1940’ lı yıllarda Yozgat bölgesinde yaşanmış hikayenin sinemaya uyarlaması…
Kore Savaşı zamanında, Türkiye’ den giden askerlerin arasında bulunan Halit Refiğ’ in hem yönettiği; hem de senaryosunu yazdığı filmdir.
Başlık parası uğruna evlendiği gece ölen damadın beş yaşındaki kardeşi ile nikahlanan çileli gelin Sultan’ ın öyküsüdür.
Cahit Atay’ ın 1965’ te yazıp çeşitli tiyatrolarda müzikal olarak sahnelenen ünlü oyunundan Halit Refiğ’ in 1974’ te uyarladığı filmde; köylerde “başlık” sorununu işlemiştir.
Kadının “insan” veya “eş” olarak görülmeyip bir “mal” gibi değerlendirilmesini ve bunun acı sonuçlarını gösteren kırsal kesim betimlemesidir.
kısaca sultan gelin, küçükten kendine koca büyütmesiyle bilinir.
Final sahnesi yürek burkar:
-Ey deli kız gelin… Peki sen ne yapacan böyle güveysiz, dölsüz, çocuksuz?
-Ben çalışırım ağam!… Tarla sürerim, orak biçerim, sürü güderim… Irgatlara taş çıkartırım…
Ne güzel şey hatırlamak seni:
Bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin
ve saçlarında
vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının…
İçimde ikinci bir insan gibidir
seni sevmek saadeti…
Parmakların ucunda kalan kokusu sarduya yaprağının,
güneşli bir rahatlık
ve etin daveti:
kıpkızıl çizgilerle bölünmüş
sıcak koyu bir karanlık…
Ne güzel şey hatırlamak seni,
yazmak sana dair,
sırt üstü yatıp seni düşünmek:
filanca gün, falanca yerde söylediğin söz,
kendisi değil
edasındaki dünya…
Ne güzel şey hatırlamak seni.
Sana tahtadan birşeyler oymalıyım yine:
bir çekmece
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
Ve hemen
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin sütbeyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım…